Kökenim
Bu yazımda okuyacaklarınız, kesin bilgi değildir; ama çok büyük gerçeklik payı içeriyor.

Salih Amca, yâni babamın amcası, çocukluk dönemimde, bize, kökenimizile ilgili aktarmalar yapardı. Bu aktarmaları yaparken, kullandığı dil, o derece yalın idi ve onun anlatış biçimi, o derece akcıyıdı ki, soluk bile almaksızın, onu dinlerdik.

Salih Amca, ara-sıra sigarasını sarardı; ve tek bir sigarayı sarmak, kimi kez onbeş dakîka ya da dahâ uzun sürerdi. Sardığı sigarayı da, dudaklarının arasına sıkıştırırdı; ve onu, hemen yakmazdı; o sigaranın incecik kâğıdı, çoğu kez dudaklarına yapışırdı.

Ve kimi kez, sigarayı sonunda yaktığında, bir furt çeker ve derinlere dalardı. Soluğunu dışa verdiğinde, dumandan çıkan güzel burcu, beni de öyküyle özdeşleştiridi.

Bir varmış, bir yokmuş...

Dönemin birinde, kaç yüzyıl önce olduğu bilinmeyen bir süreçte, 'Rusya' Çarlığı'nın zulmünden kurtulmak isteyen üç arkadaş, çözümü, kaçmakta bulurlar. Ve dökülürler yollara!

Belirli aralıklarla dururlar ve bulundukları bölgeyi, keşfe çıkarlar. Ama yollarını, yine de sürdürürler. Osmanlı Devleti sınırını aşarlar; ama durmazlar! Aradıklarını, hâlen bulabilmiş değillerdi.

Yola çıkışlarından, aylar ya da yıllar sonra, dağlık bir alandaki bir köye ulaşmışlardır. Bu küçük köy, üç dağ arasına sıkıştırılmış, sıcacık bir ortamdı. Köye ilk ulaştıklarında, bir şeylerin, farklı gittiğini sezindiler.

Bu köyün adı, 'Mulâ'dır.

Bu üç kafadar, köyün ağası ile tanışır. Ağa, onları çok sever. "Gençler! Yolculuğunuzu, artık uzatmayın; kalın bu güzel köyde. Size, yeterince tarla veririm; mutlu-mesut yaşarsınız."

Ve ağa, sözünü turar; köy arâzisinin, yaklaşık üçte birini, onlara devreder.

Artık üç 'sürgün' kafadar, Mulâli olmuştur. Sonralarında, üçü de evlenir ve çoluk-çocuğa karışır.

Ama ilginçtir ki, ne o üç kafadar, ne de onların çocukları ve torunları, abartılı üremeye özen göstermemişlerdi.

İletişim sorunu?

Hem Salih Amca'nın, hem de diğer büyüklerimizin aktarmalarından yola çıkarsak, Rusya'dan gelen o üç arkadaş, köyün yerlileriyle konuşurken, önemsenecek bir dil sorunu yaşamamışlar.

Burada, târih içinde gerçekleşen bir manüpilasyon, var mı ya da yok mu; bilemeyeceğiz.

Ama o üç kafadar, köyün ağzına, öylesine uyum sağlamışllar ki, en yakın bir dönemde, köyden üç kızla ya da kadınla evlenmişler.

Cumhûriyet dönemi

Üremeye, pek özenmeyen o üç kafadarın torundarı, yine de ayrı-ayrı, birer küçük mahâlle oluşturacak kadar ürerler.

Kurtuluş Savaşı'nın ardından, yeni yasalar düzenlenir. Artık 'Yol Parası' adı altında, bir yasa kitapçığı vardı. Bu yasa doğrultusunda toplanan vergiler, yol yapımında kullanılacaktı.

Ama asıl amaç, nüfus artışını tetiklemek idi!

Yıl 1934... Soyadı Kânunu, hazırlanıyordu.

Yüzyıllar önce, Mulâ'ya gelen üç kafadarın torunları, tek bir soyadı çatısı altında toplanmayı, uygun gördüler. Çok çeşitli öneriler sunuldu.

Aralarından birisi, atalarının, sanki 'sürgün'müşçesine, Mulâ'ya geldiklerini söyledi. Bu, güzel bir ipucuydu; ve bu örneğe yoğunlaşmalıydılar.

'Sürgün', 'sürülmek'... Derken; kim olduğu, günümüzde bilinmeyen birisi, "Sürül!" dedi.

Bu ilginç önerinin, üzerine tartışıldı. Ve toplu biçimde, bu soyadda karar kılındı.

Ve bir-birleriyle, hiç bir kan bağı olmayan o üç kafadarın torunları, bu sonsuz dostluğu pekinleştirmek için, aynı soyad çatısı altında, 'yeniden' birleştiler.

Soyad karmaşası!

Bizim komşu köylerde de, bu soyad kullanılır. Doğrusunu bilmek isterseniz, bunun kaynağını bilmiyorum; yalnızca bir tahminde bulunabilirim.

Soyadı Kânunu'nun, yürürlüğe girmesinden kısa süre sonra, bir küme insan, hangi soyadı alacaklarına, pek karar verememiş olmalı, İlçe nüfus dâiresine gidip, kararsız olduklarını bildirdiklerinde, ilgili memur, belgelere, şöyle bir bakmış olmalı...

"Durun! Sizin komşu köyde, birileri, 'Sürül' soyadını aldılar; pek beğendim. Siz de ister misiniz?"

"Öyle olsun."

Elbet de burası, benim uçuk ürünüm; geçeği bilemeyeceğim.


Not: Bu yazımı, ne yazık ki, ataerkil köken anlayışına göre aktardım; özür dilerim. Benim anlayışıma göre, soy kökeni, kadınlara dayandırılmalıdır. Ne de olsa, en güzel özelliklerimi, annemden aldım.


Târih: 29.05.2017 | Tıklama: 117 | Bölüm: Üzerime


Öngörülen yazılarım
Vasiyetimi yazayım mı?
İnsanın, maddî ve mânevî mîrâsı, ne olursa-olsun, bir vasiyet bırakmalı. Biz, Arap geleneklerini benimsemiş bir ulusuz. Bu koşullar altında, vasiyet yazmanın, pek anlamı olmaz!
Türkiye'ye, neden sırtımı döndüm?
Bu siteyi, gözden geçirdiğinizde, bu sorunun yanıtını anlamamak, olası değil.
Sevgili arkadaşlarım!
Benim arkadaşlarım, nasıl olmalı? Beni çevreleyen arkadaşlarım, nasıldır?
Alman vatandaşlığını, neden reddetim?
Bir insanın, öz benliğine, sırtını dönmesi, o kadar kolay mı? Recep Tayyip Efendi, Türkler'e, yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını almalarını, sürekli öneriyor! Neden?
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.org olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çoğulluğu, nâdir dostluklarımın, kalitesini yükseltir.