Albert Einstein: Mahâllenin delisi!
Albert Einstein, altı yaşındayken, konuşmaya başlamış. Kanılarımca, çok dahâ önce, konuşma yeteneğine kavuşmuştur; çevresindeki insanları, tedirgin etmemek için, konuşmamakta direnmiştir.

Elimizdeki verilere göre, Einstein'ın, Asperger sendromu ya da şizoidi hastası olduğu, knımsanılıyor. Bilindiği üzere, şizoidler, çok yüksek zekâlı olurlar.

Einstein, yine de şanslıydı; ilkokula kayıt dönemi, başlamadan hemen önce, konuşmaya başlamıştı.

Bir de, başka bir örnek vereceğim; kendimi!

Son gittiğim okulda, öğretmenlerimin yanlışlarını bulduğumda, onları, nâzikçe uyarıyordum.

Şimdi bir de Türkiye ortamını düşünün. Öğretmenler, hep ve sürekli haklıdırlar! Bir öğretmen, aslâ yanlış yapmaz! Öğretmen, sürekli ve ayrıcalıksız haklıdır!

Bir öğretmeni uyarmak, yâni yanlışını açığa vurmak, saygısızlık ve terbiyesizlik demektir!

Yine bana dönelim...

Günün birinde, İngilizce dersine girmedim; oyun salonuna gittim ve bilardo oynadım.

Hemen ardından, aynı ânda İngilizce öğretmenimiz olan Almanca öğretmenimiz, bana sordu: "İngilizce dersinde nerdeydin, Erol?"

"İngilizce dersinde sıkılıyorum; sınıf arkadaşlarımı rahâtsız etmemek için, derse girmedin."

Sınıfımızda, İngilizce'ye, en egemen olan öğrenci, ben idim.

Ben, yüce zekâlı değilim. Ama sınıf arkadaşlarıma oranla, çok dahâ iyi İngilizce biliyordum. Onun için, sınıfta aktartılan İngilizce eğitimini, sıkıcı buluyordum.

"Anlıyorum. Bir dahâya, derse girmek istemediğinde, bizi, önceden haberdâr et ki," dedi, "senin için kaygılanmayalım."

Aynı ortamı, Türkiye'ye uyarlayalım. Ben, derse girmiyorum ve hemen ardından...

Öğretmenin sözleri: "Ulan terbiyesiz! Sen, kendini ne sanıyorsun?! Hemen disiplin kuruluna verileceksin!"

Ertesi gün, velilerimi çağırırlar; ve topyekûn beni, terbiyesiz ve saygısız ilân ediyorlar!

Ve okuldan atılıyorum!

Ulu zekâlı çocukları tanıyabilmek, her yiğidin harcı değildir.

Bu tür çocuklar, sürekli etkin olurlar; küçük çaplı okul dersleri, onları sıktığı için, sınıf arkadaşlarını ve öğretmenlerini, sürekli rahâtsız ederler; ama nezâketleri gereği, öğretmenlerinin yetersizliğini, açığa vurmazlar.

Ama öğretmenlerimizin, yetersiz olmalarından ötürü, bu 'ulu zekâlı çocuklar'ın tavırları, doğru yorumlanamaz. Yâni öğretmenlerin, kendileri geri zekâlıdırlar!

Psikologlarımız ve psikiyatristleriz bile, büyük yanlışlık yaparak, o tür çocuklara, 'hiperaktivite sondromu' tanısı koyarlar!

Türkiye'de, okullarda ve yüksekokullarda, 'gerçek eğitim' alanların sayısı, çok azdır! Onun içindir ki, ileri zekâlı çocuklar, desteklenecek yerde, ezilip-aşağılanıyorlar! Ve bu çocuklar, eninde-sonunda, 'mahâllenin delisi' oluyorlar!

Türkiye gibi bir ortamda tutunabilmek için, 'ezbercilik' ve 'boyuneğerlik' koşulu vardır. Yâni akıl kullanarak ve zekâ yürüterek, hiç bir yere varamazsınız!

İnanın bana; Türkiye'deki tüm 'ulu zekâ'lı insanlar, ya 'mahâllenin delisi' ya da 'kaldırım mühendisi' olurlar!

Yanlış anlamadıysam, Türkiye'de, altmışaltı aylık bebeler, ilkokula kayıt yaptırma yükmündeler. Bu da, beş yaş sınırı demektir!

Yine Einstein'a dönelim...

Eğer Albert Einstein, şu sıralar, küçük bir çocuk olarak, Türkiye'de yaşasaydı, zâten 'geri zekâlı' yaftalamasıyla, okula kaydedilemezdi!

'Özel çocuklar', İslâmî coğrafyada, geri zekâlı olarak varsayılıor ve yaşamları, çeşitli baskılarla söndürülür!

Böylece, değerli biliminsanları ve toplum önderleri olabilecek beyinler, dahâ küçücük bir gonca iken, soldurulurlar!

Ben, sürekli söylerim: "Kalıplaşmış sözlerden ve atasözlerinden, uzak durun!" Bakın halkımız, 'ulu zekâ'lı insanları, nasıl tanımlıyor: "Her şey, aptala mâlum!"

Sonuçta: Her biçimde desteklememiz gereken, değerli beyinleri, dahâ filiz vermeden, solduruyoruz!

İşte bizim ülkemiz; işte bizim insanımız!

Ardından da, yurtdışında yetiştirilmiş yurttaşlarımızı, 'beyin göçü' kavramı altında, ithâl ediyoruz!

Oysa ülkemizde, yüzbinlerce 'ulu zekâlı insan' var. Yetişkin olanlarını, 'mahâllenin delisi' ya da 'kaldırım mühendisi' olarak, sokaklarda görebilirsiniz; çocuk yaşta olanlar ise, 'saygısız' ve 'terbiyesiz' olarak yaftalananlardır.

Başımızın tâcı yapmamız gereken, öndersel varlıkları, yaşamaya başlamadan, öldürüyoruz; onları, yaşayan zombilere dönüştürüyoruz!


Târih: 30.10.2016 | Tıklama: 118 | Bölüm: Eğitim, Öğretim ve Meslek



Bu bölümde, tüm yazılarım
- Federal Parlamento'nun, kişisel başarı araştırması (14.12.2016)
- Yüksekeğitimli başıboşlar! (23.11.2016)
- Bu diploma ile, ne yapılır? (20.11.2016)
- Albert Einstein: Mahâllenin delisi! (30.10.2016)



Öngörülen yazılarım
Bizım güye da, bi ünüversde isdeyruk!
Her köye, bir üniversite yapılıyor!
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.org olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çoğulluğu, nâdir dostluklarımın, kalitesini yükseltir.