Çok üzücü; ama gerçek!
Çalıştığım işyerinden bazı istatistiklere değineceğim. Ayrıca müşteri alışkanlıklarını da göz önüne sereceğim.

Müessesemizde ikinci el ürünler satılır. Genelde son derece kaliteli ürünleri, inanılamayacak kadar düşük fiyatlarla müşterilerimizin alımına sunarız.

Sizi uyarıyorum. Anlatacaklarım canınızı sıkabilir. Ama tümü tamamen gerçeği yansıtıyor. Şerefim üzerine yemin ederim!

****

Hırsızlıklar


Benimle aynı işi yapan bir iş arkadaşım, benimle, müşterilerimiz arasındaki hırsızlar üzerine tartışmak istedi.

Üzgün bir tavırla: "Ne yazık ki, tüm hırsızlar bizim halklarımız," dedim.

O da hiç tereddüt etmeden yanıt verdi: "Ne yazık ki, haklısın."

"Bizim halklarımız" deyimiyle kimleri kastettim?

Müşterilerimizin en fazla %30'unu Orta Doğulu insanlar veya başka ülkelerden Müslümanlar oluşturuyor. Ama bu rakamı bayağı abartıyorum. Aslında gerçek rakamlar daha azdır.

Okurlarım inanamayacaklar; ama bu kadar düşük fiyatlarımız olmasına rağmen, bizdeki hırsızlık oranı, diğer müesseselerdekilerin bir-kaç katını oluşturuyor.

Örneğin normal piyasada 50 Avro'ya satınalınan bir pantolon, bizde en fazla 4 Avro'ya satın alınabilir. Bu kadar düşük fiyatlarımız olmasına rağmen, insanlar 50 Avroluk pantolonu çalmazlar. Ama bizim 4 Avro'ya sunduğumuz pantolonu çalarlar.

Tüm hırsızlıkların en az %95'ini Müslümanlar gerçekleştiriyor. Müslüman deyince, "mümin" gözüken kişileri kastediyorum. Müslümanlar'ın hırzızlık oranını %100 olarak algılarsak, bunların en az %90'ını tesettürlü hanımcıklar gerçekleştiriyor.

Geriye kalan %10'luk bölümü de "dindar" geçinen erkekler tarafından gerçekleştiriliyor.

Burada dikkat edici konu da ilginç. Tesettürlü hanımlar ufak tefek hırsızlıklar yapıyorlar. Örneğin kabineye girince, üst üste iki veya üç etek giyinerek çıkıyor. Ya da çantalarına atabilecekleri küçük ev eşyalarını yürütüyorlar.

Burada üzücü olan gerçek ise, çaldıkları ürünlerin fiyatlarının inanılmaz derecede düşük olması. Mesela değeri 25 Avrosent (yaklaşık 50 Kuruş) olan bir bardağı utanmadan aşırıyorlar.

Bu hırsızlıklar, ne yazık ki, yalnızca taşınabilier ürünlerle sınırlı kalmıyor.

Oturma odası takımı, yatak odası takımı, mutfak takımı hırsızlıkları bile gerçekleşiyor. Büyük hırsızlıkları bilâkis erkekler gerçekleştiriyor.

Diyeceksiniz ki: "Yahu, yatak odası takımı nasıl çalınabilir ki?"

Bizim milletimiz hırsızlık konusunda son derece uzmanlaştı. En câhil kişiler bile, söz konusu "hırsızlık" olunca, inanamayacak derecede üstün zekâ sahibi oluyorlar. Hatta okuma-yazması olmayanlar bile son derece üstün zekâ yeteneği sunuyorlar.

Mutfak möbilyalarının nasıl çalınabileceğini sormayın. Bunu ancak bir Müslüman açıklayabilir. Bu tür hırsızlıkları burada açıklarsam, hırsızlara tüyo vermiş olurum.

****

Sahtekârlıklar ve vicdansızlıklar


Sürekli müşterilerişmiz bilirler: Müessesemizde çalışan bazı işçiler, tüm kullanılmış ürünlerde %20'lik indirim ile alış-veriş yapar. Yani Erol Sürül her ürünü %20 indirim ile satınalır.

İsterseniz bir denememi ele alayım.

Gerçekten sevdiğim Batı Avrupalı bir müşterimizi denemek istedim. Kendisine, benim adıma ürün satın almasını önerdim. Bu teklifim o insanı o derece üzdü ki, bir hafta boyunca bize uğramadı.

Ama Müslümanlar böyle mi? Sıkça bana teklifler yaparlar: "İnsanlık nâmına şu ürünü kendi adına alabilir misin?"

Genelde nazik bir yanıt veririm: "Kusura bakmayın; bu benim vicdan anlayışıma ters gider. Yapmam!"

Genelde hep aynı yanıt gelir: "Sen ne biçim insansın! Senden insanlık nâmına bir yardım istiyorum."

Yanıt: "Buna yardım denmez. Buna vicdansızlık ve âdîlik denir. Sahtekârlık denir!"

Şu yazıyı kaleme alırken, bu konuda benden "yardım^ isteyen son müşterimizin benden talebini aktarıyorum.

"Ne olur, bana yardım et. Ben fakirim. Şu televizyonu satın almak istiyorum."

Uzun tartışmadan sonra kendine yanıt verdim: "Bak, abicim. Benim televizyorum yok. Neden? Çünkü fakirim. Ama sen televizyon satınalmak istiyorsun. Neden? Fakirsin. Bu ne yüzsüzlüktür? Hem fakirsin, hem her şeye sahip olmak istiyorsun. Ayaklarını yorganın göre uzat!"

"Yahu insanlık nâmına yardım istedim. Sen insan değil misin!"

"Sen benden yardım istemiyorsun. Vicdansız ve şerefsiz olmamı istiyorsun. Ama ben, vicanımın sesini duyduğum için, senin tavrına karşılık veremeyeceğim. Senin nabzında insan olmak, vicdansız, âdî ve şerefsiz olmaktır."

Biraz sonra gülümseyerek bana tepki gösterdi: "Demek ki, sen bu dünyadan iyice vazgeçtin. yalnızca ahîret için yaşıyorsun."

Bu sefer öfkelendim: "Hadi be! Ne ahîreti! Ahîreti kim takar!" Sert bir yumrukla sol göğsüme vurdum. "Beni vicdanım ilgilendirir! Arap'ın ahireti, Arap'ı ilgilendirir!"

Evet! Bu tür âdî, pis, vicdansız ve şerefsiz teklifler, %100 oranında (yalnızca) Müslümanlar'dan geliyor.

****

Kamu hırsızı ve dolandırıcılar


Şimdi bir örneğini vereceğim konuya da sıkça tanık oldum. Her seferinde Müslümanlar, hep Müslümanlar...!

Sayısız deneyimlerimden birini aktarayım.

Müşteri: "Şurda üç Kuruş'a çalışıyorsun! Kendinle övünme!"

Ben: "Bayım, Müessesemizden memnun değilseniz, daha fazla ücretle çalışanların çalıştığı müesseselerde alış-veriş yapınız."

"Bir de konuşuyor! Bak, ben işsizlik yardımı alıyorum. Ayrıca 2,000 (iki bin) Avroluk yan gelirim var."

"Siz kesinlikle Müslüman'sınız."

"Alhamdülillah Müslüman'ım."

"Belli!"

Görüyorsunuz ki, Müslümanlar sahtekârlıklarıyla gurur duyarlar. Ben sahtekâr olmadığım için, bana tepeden aşağı bakarlar. Bununla da kalmazlar: Bana sürekli sahtekârlık, şerefsizlik ve âdîlik önerilerinde bulunurlar. Başkalarını, nasıl soyabileceğim ve milletin onuruna nasıl hakâret edebileceğim konusunda sürekli, telkinler alırım.

****

Ayrıca...


Konu Müslüman ve müşteri tavrı olunca, bu fırsatı kullanayım ve Müslümanlar'a özgün iki alışkanlığa da açıklık getireyim.

****

Ürünlerle temas


Müslümanlar genelde çok saygısızdır. Başkalarını hep salak, hep enâyî yerine koyarlar. Ve doğrudan veya dolaylı olarak zararlı taraf hep kendileri olur.

Batı Avrupalı müşteriler, ürünlerle temkinli temas eder. Örneğin bir gömleği rondelden alır, askıdan çıkarır; evirir-çevirir; iyice gözden geçirir. Hoşuna gitmezse, yine aynı prosedürü tersine yürütür: Gömleği düzgünce askıya asar ve yine düzgünce rondele asar.

Peki bir Müslüman, ürünle nasıl temas eder?

Gömleği rondelten koparır; askıdan koparır. Şöyle bir bakar; askıyı ve gömnleği rondelin üzerine fırlatır.

Burada tabii ki göze batan ilk unsur; Müslümanlar'ın hem kendilerine, hem çevresine, hem de ürüne olan saygısızlığı. Bunu anlamak bile istemezler.

İsterseniz bir örnek vereyim.

Tesettürlü bir Türk hamfendi, rondelden bir bluz koparır. Evirir-çevirir, rondelin üzerine fırlatır.

Yanına yaklaştım.

"Kusuruma bakmayın, ama bir şey bilmek istiyorum. Şu bluzu gözden geçirdiniz. Hoşunuza gitmedi. Anlıyorum. Ama anlamadığım bir konu var. O bluzu, aldığınız gibi aynı şekilde düzenli bir şekilde yerine asmamanız dikkatimi çekti."

"Senin işin ne? Sen yap!"

"Kusura bakmayın, hamfemdi. Ama bir gerçeği unutuyorsunuz. Tüm müşterilerimiz sizin gibi olsa, ürünlerimiz en az 5 kat daha pahalı olurdu. Çünkü sizin yarattığınız düzensizliği düzeltmek için, ek işçi gerekiyor. İşçi demek para demektir. Bu şirketin sahipleri, harcamalarına göre fiyatları belirliyorlar. Fiyatların düşmesi için, müşterinin tavrı çok önemlidir. Şu anda bu bölümde yalnızca ben çalışıyorum. Müşterilerimizin yarısı bile sizin gibi dikkatsiz ve saygısız olsaydı, en az 5 satıcı daha bu bölüme alınması lâzımdı. O zaman da siz buraya müşteri olarak uğramazsınız. Yani fiyatların düşmesi müşterinin elindedir."

****

Yine bir temas örneği


Sevgili konuklarım, siz de biliyorsunuz: Alış-veriş merkezlerinde alış-veriş arabaları veya alış-veriş sepetleri vardır. Bizde de alış-veriş sepetleri var.

Alış-veriş sepetleri genelde tek sıra, çift sıra ve hatta üç sıra yanyana dizilirler ve üt-üste yığılırlar.

Bizim sepetlerimiz iki sıra yanyana sıralanır ve yaklaşık 10 sepet üst üste yığılır. Bilirsiniz; bu sepetler tüm müşterilerin kullanması için hazır bulunur.

Tüm müşteriler mi dedim? Sakın yanılmamayım!

Bazı müşteriler, herhangi bir ürünü eline geçirir; bu sepet yığınına doğru yürür; elindeki ürünü sepet yığının üzerine fırlatır; yola devem eder.

Dikkat! Ürünü en üstteki sepete koyarak, bu sepeti eline almaz. Ürünü öylece sepetin içine fırlatır ve geçer gider.

Bu tür tavırlar... Dikkat! Bu tür tavırları sergileyenlerin toplamı, yani %100'ü Müslüman'dir.

Kendisine, bunu neden yaptığını sorarsanız, suratınıza bön-bön bakarlar. Sizi anlamazlar. Ama onlar birer tanrı gibi zekîdirler! Ama sizi yine de anlamazlar.

O sepetlere başka müşterilerin de ihtiyaç duyduğunu akıllarının uçundan bile geçiremzler!

Ama onlar hep haklıdır. Ve onlar inanamayacağınız kadar zekîdir.

Sıklıkla sepet yığınlarına işaret ederek çevremdeki iş arkadaşlarıma bir soru yöneltiyorum: "Kim bu Müslüman?" Ya da: "Nerde bu Müslüman?"

Ve yakındaki tüm çalışanlar, mağazayı gözden geçirir ve Müslüman'ı buluruz. Müslüman'ın yanına giderim ve ricâ ediyorum: "Lütfen sepetinizi yanınızda taşıyınız."

Ve karşımdaki, bana bön-bön bakar.

****

Sonuç


Evet, sevgili konuklarım, sizlere bunun gibi yüzlerce örnekler sayabilirim. Hepsi yüz kızartıcı örnekler. Yerin dibine sokucu örnekler! Ve hepsi Müslüman!

****

Ve bana soruyorlar...


"Yahu sen niye Müslüman değilsin?" - "Senin gibi olmak istemediğim için Müslüman değilim!"

Ya da: "İnsan nasıl Müslüman olmaz?" - "İnsan olmayı denemek lazım!"

Ya da: "Bir Türk nasıl olur da Müslüman olmaz?" - "Türk olduğum için Müslüman olamam. Bir Türk'ün Müslüman olması olanaksızdır."


Târih: 20.02.2011 | Tıklama: 16 | Bölüm: Dîn ve Vicdân



En önemli unsur: Her insan, istediği taşa ya da puta tapmakta, özgürdür. Yeter ki, insanlar, taptıkları taşları ve putları, başkalarının kafalarına fırlatmasınlar.
Bu bölümde, tüm yazılarım
- Hâcer-ül Esved gerçeği   (20.12.2016)
- Mûsevî mi?   (30.11.2016)
- İlk smokinimin öyküsü   (30.11.2016)
- Yüce Cuvcuv'a, inanıyor musunuz?   (18.11.2016)
- Erdemsiz bezirgânlar!   (22.10.2016)
- MüslümaL atayizler!   (16.10.2016)
- Süslü-püslü giyinmiş kaltaklar!   (01.05.2016)
- Putperestler ve müminler?   (23.03.2016)
- Müslüman'dan, dost olmaz!   (28.02.2016)
- AKP ve SP'ye oy verenlerin, cezâî ehliyetleri yoktur!   (17.09.2015)
- Türkiye'nin ilk ateizm derneği kuruldu.   (17.04.2014)
- Erdoğan, Allah'ın ta kendisi imiş!   (17.01.2014)
- Türk ateistlerin yanılgısı!   (22.09.2013)
- Aşağılık hayvanın biri!   (01.02.2013)
- Oktay Vural'dan, Câhiliyye dönemine hakâretler!   (28.12.2011)
- Buyrun; beni, Müslüman yapın!   (16.10.2011)
- Bu soruya vereceğiniz yanıtla, beni, Müslüman yapabilirsiniz!   (24.09.2011)
- Çok üzücü; ama gerçek!   (20.02.2011)
- "Ölümden, korkmuyor musun?"   (19.11.2010)
- Avrupa'da, demokrasi var!   (02.04.2010)
- İslamca-Halkça Türkçe Sözlük   (10.03.2010)
- Diyanet İşleri'nin, hakâret hakkı var mı?   (24.12.2009)
- Masonlar, dünyâya hükmetmek istiyormuş!   (22.12.2009)
- Sübyancılıkta, sınır yoktur!   (13.01.2008)
- Türbanın ardından, neler gelecek?   (01.01.2008)
- Şükürcülük ve kadercilik   (14.06.2005)




Öngörülen yazılarım
Çarpık istatistikler
Türkiye'de din ve vicdân orantıları nelerdir? Diyanet'te çalışanların, yüzde kaçı Müslüman'dır? Dinsiz olup da, câmilerde toplu ibâdete katılanların, oranı nedir? Kaç ateist, ilâhiyat eğitimi görüyor?
Sünnetin ardındaki sır
Kız veya erkek çocukların, cinsel organları kesilir. Buna halk dilinde, "sünnet" denir. Peki Kuran'da, sünnetin, yeri var mıdır? Sünnet, İslamî bir gereksinim midir?
Türkiye'de, cizye uygulaması var mı?
Türkiye'de, en az vergi ödeyen ve en fazla kamu hizmetleri alan kesim, Sünnî Müslümanlar'dır. En fazla vergi ödeyen ve hiç kamu hizmeti almayan kesimler, tüm diğer gereksinimleri için, ayriyetten harcama yapıyor.
En iyi sömürü aracı: Dinler!
Bir toplumun, ortalama eğitimi çok düşük ise; o toplumu, kitlesel sömürmek için, en kolay yöntem, dînlerdir.
Selâmun aleyküm!
Arapça terimleri kullanmak, sevaptır!
Alkol, neden yasaktır?
Sağlıklı yaşayabilmek için, bir-çok alanda- alkole gereksinim vardır. Elbet de, kullanıldığı alanlara göre, hem etilalkol, hem de metilalkol vazgeçilmezdir. Günümüz tıbbı, alkolsüz düşünülemez. Ayrıca bedenimiz, yeterince alkol üretemiyor. Peki alkolü, yasaklamaktaki mantık nerede?
Domuz eti neden yasaktır?
Tarihte, fimi toplumların ilâhları idiler. Kimi toplumlarda, yalnızca kutsal varlıklar idiler. Onların dokunulmazlıkları vardı. Ama önce İsrailoğulları, sonra da Araplar, onları, önce yasakladılar; sonra lânetlediler. Yasaklama ve lânetleme nedeniini, zamânla unuttular.
Dinlerin ömrü
Dinler, toplumların kültürel olgularıdır. Bu kültürler, gelenek hâline geldi. Kimileri, tüm dünyâya yayıldı. Oysa bilimin ilerlemesi ile, bu geleneklerin, fazla ömrü kalmadı.
İslam'da, insanlara lâkap koymak, günâh mıdır?
Türk Müslümanlar'ın iddiası: "İnsanlara, saygılı olmalısınız. Lâkaplar, en büyük günâhlardır." Oysa, İslam târihini ve Kuran'ı gözden geçirmek, yeterli olacaktır!
Sakal-ı şerif nedir?
Türkiye'de, bir-çok camide, sakal-ı şerif bulunur. İslâm peygamberi, başını, sürekli sıfır tıraş ediyordu. Sakalını da, her hafta kesiyordu. Öyleyse, bu kutsal kıllar, nereden geliyor?
Hepsi, bu kadar mıydı?
Dindarlık süsüyle yaşayan, isanların ağzından çıkan, bir soru var: "Eğer cennet ve cehennem yoksa; cezâ ve ödül yoksa; hepsi, bu kadar mıydı? Yaratılışın, amacı yok mu?"
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.