Kâfiyesiz şiîr mi olurmuş?

Son dönemlerde, TV dizilerinde, çok ünlü (!) ve çok beğenilen (!) şâirlerden, aktarma yapılıyor.


Târih: 18.04.2017 | Tıklama: 301 | Bölüm: Güzel Türkçe'miz
Kâfiyesiz şiîr mi olurmuş?

Son dönemlerde, TV dizilerinde, çok ünlü (!) ve çok beğenilen (!) şâirlerden, aktarma yapılıyor.

Bense, o aktarımlardan, ne bir şeyler anlayabiliyorum; ne de 'şiîr' kavramına uygun, bulgulara rastlayabiliyorum.

Herhangi bir metni, parçalara bölüp, alt-alta sıralamakla, şiîr mi yazılırmış!

'Şiîr' kavramı, belirli bir edebiyât türüdür; bir sanattır. Şâir kişinin, geniş bir sözcük dağarcığı olur; bu dağarcıktan yararlanarak, gizemler yaratır. Şâir kişinin, geniş genel bilgisi olur.

Bu ortamda, çok uzun anlatımsal metinleri, kısacık metinlere büründürürler. Çoğunlukla, ince göndermeler yaparlar; öyle ki, her okuyucu, o göndermeleri, kendi uçuğuna göre yorumlayabilir.

Bunu da, uyaklara (kâfiye) büründürürler. Uyaksız bir metni, istediğiniz parçalara bölün ve alt-alta yazın; ona, hiç bir koşulda, 'şiîr' diyemezsiniz; ne derseniz-deyin; 'şiîr' demeyin!

Yeryüzündeki tüm toplumlarda, uyaksız şiîr yazan tek kitle, kuşkusuz ki, Türkler'dir.

Dün bir şiîr dinledim... Yüzümdeki gönderi, belki de görmeye değerdi!

Her alanda olduğu gibi, şiîr alanında da, iyiden-iyiye, yozlaşmaya doğru, hızlı adımlarla ilerliyoruz!

Eğer siz, bir şeyler karalıyorsanız ve bu karalamalar, uyak içermiyorsa, ona, şiîr diyemezsiniz! Ancak, düşük eğitimli ve düşük sözcük dağarcıklı olduğunuzu, gizlemek için, o karalamalara, şiîr dersiniz.

Eğer düşüncelerinizi, yazıya dönüştürmek istiyorsanız, sizi desteklerim; ne kadar çok yazarsanız, iç dünyânız, o kadar genişler. Ama o karalamaları, parçalara bölüp, alt-alta dizerek, şiIr yazdığınızı savlarsanız, "Ben, karacâhilin biriyim!" demiş olursunuz.

Ben, son dönemlerde, çeşitli şiîr yazma teknikleri geliştirdim; bu noktaya nasıl geldiğimi, ben de anlayamadım.

Örnekler vereyim.

***

Ata'nın öğütü: Bu şiîrimde, her dize, birer dörtlüktür. Her dizede, kendine özgü uyaklar var. Ve her dizede, başka bir konuya değindim.

Yâr mı tatlı, sanrın mı?: Burada da, her dize, birer dörtlükten oluşur. Her dörtlük, başka bir uyak içerir. Dikkat çekici nokta ise, dizelerdeki üçüncü sırada, uyak bulunmuyor.

Yeşil göze vurgunum!: Bu şiîri, yayınlamamak koşuluyla, salt kendim için yazmıştım. Ama yine de, çok sevmiş olmalıyım ki, sizlerle de paylaşmak istedim.

Bu şiîrim de, dörtlüklü dizelerden oluşuyor. Ve yine dizelerin üçüncü sıralarında, uyak bulunmuyor. Ama bu şiîr, bambaşka bir özellik taşıyor.

Arapça'daki, aynı kökene dayanan, sayısız sözcük türetiminin, Türkçe'de de olduğunu, kanıtlamak istedim. Türkçe dilinin, aslında ne kadar zengin olduğuna, gönderme yapmak istedim.

Her dizede, kendine özgü uyağı kullandım. Ve her dizenin uyağı, '-nım'-'-nim'-'-num'-'-nüm' biçimindedir.

Adam olmaz bu ulus!: Bu şiîrim, kendi türünde, ilk şiîrimdir. Tekil ve çiftil dizeler, farklı yapılardadırlar.

Tekil dizeler, dörtlüklerdir. Bu dizelerin üçüncü sıralarında, yine uyak yoktur; diğer üç sıralar, '-us' ile sonuçlanır; bu dizelerin dördüncü sıraları, yani dizelerin sonu, "...adam olmaz bu ulus!" diye getirilir.

Bu tekil dizelerde, siyâsî ortamı aktarıyorum.

Çiftil dizelerin her biri ise, beşer sıradan oluşuyorlar. Hepsi ayrı-ayrı, ancak her birinin sıraları, aynı uyakla sonlanıyor.

Bu beşlikli çiftil dizelerde ise, ekonomik konulara değiniyorum.

Her dizenin içeriği, değişik alanları kapsıyor.

Tüm Güllerin Ecesi: Bu şiîrimde de, her dize, dörtlüklerden oluşuyor.

Her dizenin ilk iki sırası, başka uyaklarla sonuçlanırken; son iki sırası da, '-cesi' diye son buluyor.

Her dizede, başka bir konu aktarılıyor.

***

Görüyorsunuz ki, şiîr yazmak, gerçekten de bir sanattır. Geniş sözcük dağarcığınız varsa, bu sanata, egemen olursunuz.

Sözcük dağarcığpınız, yeterince geniş değilse, ve genel bilgi düzeyiniz, yeterli olmayınca, bir şeyler gevelersiniz ve, "Şiîrlerde, kâfiye yükümlülüğü yoktur!" dersiniz.

Uyaksız şiîr olmaz!

İçeriği, uçuk ama keskin olmayan, şiîr de olmaz!

Uyak içermeyen metinleri, şiîr olarak okumayın; ve bu türden yazıtları da, satınalmayın.

Uygarlığımızı bozmayın!


Târih: 18.04.2017 | Tıklama: 301 | Bölüm: Güzel Türkçe'miz



Bu bölümdeki tüm yazıılarım
- Saçma-sapan kavramlar! (14.11.2017)
- Noktalı virgülün, kullanım alanları (26.10.2017)
- 'Hiç' mi, yoksa 'hiç' mi? Yoksa 'hiç' mi? (08.06.2017)
- Ad eşliğinde eylemler (01.05.2017)
- Kâfiyesiz şiîr mi olurmuş? (18.04.2017)
- Sayısal ile ölçeksel vurgulamalarda ve kanımsamalarda, kısa çizgi (02.01.2017)
- 'Kadın doğum' nedir? (17.11.2016 )
- TDK memurları, iyice zıvanadan çıkmış! (15.11.2016)
- Yumuşatılmayan sert sessizler (03.05.2016)
- Þiirlerimizdeki anlamsızlıklar (01.10.2015)
- Kısa çizgi kullanımından örnekler (17.02.2015)
Yazım kurallarının önemi (23.08.2013)
Türk Rezâlet Kurumu! (12.08.2013)
Bağlaçtan önce noktalı virgül ya da nokta (26.05.2013)
Apalca deyimler ve atasözleri (16.04.2013)
Yutulmuş "H" harfleri! (11.03.2013)

 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.