Vedâ: Senaryo mu, yoksa...?

Bir filmin; yönetmeni, iyi olabilir; kurgusu, iyi olabilir; makyaj ve maske alanları, iyi olabilir; stüdyo hazırlıkları, iyi olabilir... Olablir de, olabilir!

Bir târih filmi, gerçeklere uyguın biçimde yapılmalıdır! Târihe, bağlı kalınmalıdır; olasılıklar çerçevesinde, gerçekler yansıtılmalıdır.

Zülfü Livaneli, bu filmi uygulamakta, büyük bir yanlışlık yamıştır.

Filmi, büyük bir beklentiyle izlemeye başlamıştım...

Ama ardı-ardına gelen târih çarpıtmaları ve yanlış bilgiler, beni çok üzdü. Hepsini saymama, gerek yok.

Örneğin...

Falcının birisi, Atatürk'ün falına bakmış; ona, onbeş yıl boyunca, pâdişâh olacağını bildirmiş!

Yok artık! Livaneli, burada, dogmayı, bilimselleştirme eylemindedir! Dogma dediğin, dogmadır; bilim dediğin, bilimdir!

Ölümünden sonra, Atatürk hakkında, gerçekdışı, bir-çok öykü uydurulmuştur. Buradaki falcı olayı da, bu uyduruk öykülerden biridir.

Çok üzücü!

Atatürk, bir-çok alanda, gülümseyen ama, astığım-astık, kestiğim-kestik birisi olarak gösteriliyor; yok artık!

Atatürk, masada, arkadaşlarıyla birlikte, sohbet ediyor; ve arkadaşlarına, nasıl bir devlet kurmak istediğini aktarıyor! Arkadaşları da, eleştiri yapkmak amacıyla, halkın, böyle bir durumu, kabullenmeyeceğini söylüyorlar.

Atatürk ise, şuna benzer bir yanıt veriyor: "Bilirsiniz; ben, kafama koyduğumu yaparım!"

Oha yâni!

Çekişmeli geçen uzun bir süreci, Livaneli, bir tümceyle bitiriyor! Yok artık!

Burada, anlatacak o kadar çok şey var ki, hepsine değinmeye kalkışsam, yüzlerce sayfa doldurabilirim.

Film, vizyona girdikten sonra, araağ üzerinden (Vatan gazetesi), Livaneli'ye soruluyor: "Atatürk'ü, neden namâz kılarken göstermedin?"

Livaneli, ıvırıp-kıvırmaya başlıyor!

Bu kadarına da pes doğrusu! Bir Erol Sürül, ömründe, kaç kez namâz kıldısa, Atatürk de, o kadar namâz kılmıştır! Bunda, ıvırıp-kıvıracak ne var!

Yahu, herkesin, Müslüman ıolmasını isteyen zavallı bir beyin, günlük yaşamındaki tükettiği hizmet ve ürünlerin, hiç birinin, Müslüman ürünü olmadığını, o ürünlerin tümünün, ateist üretimi olduğunu, neden düşünemiyor?!

Livaneli, böyle bir gürûha karşı, savunmaya geçiyor! Bunda, savunulacak ne var! Yazık!

Bu film, dahâ çok, Atatürk'ü karalamak amacıyla, yapılmış olabilirdi!

Unuıtmadan, ekleyeyim; filmin en kaydadeğer yanı, Dolunay Soysert'in sergilediği performans idi.

Sanırım, kararımı verdim; bu film ile, ulaşılmak istenen amaç, insanları, Atatürk'ten soğutmaktı!


Livaneli hakkında, 2013 yılının mart ayında, yayınlamadığım bir yazı ele almıştım. Bu yazıda, onun zırvalarının, yalnızca küçük bir kısmına değinmiştim. Buyrun; birlikte okuyalım:


Zülfü Livaneli adındaki, ne idüğü belirsiz...

Bir kaç haftadır, Zülfü Livaneli'nin incilerini de okuyorum. Kendisiyle, yakından ilgilenmeyenler, onu, sosyaldemokrat bir aydın kabul eder.

Oysa ne sosyaldemokrasi, ne de aydınlıkla ilgisi var. Burada, her köşe yazısını bir-bir açıklığa kavuşturabilirdim. Ama binlerce yazı, kaleme aldığı için, abartmaya gerek kalmıyor.

Şu kadarına, kesin gözüyle bakıyorum: Ne kadar yazı yayınlarsa, o kadar mâsum beyni zehirler.

Ben, Zülfü Livaneli ile Fatih Altaylı'yı, aynı kefene sokuyporum. Al birini; vur ötekine! İkisi de, genelde, içi boş, ama genellikle zırvadan ibâret sözcüklerle, saf insanları kandırıyor.

Birisi, kendisini, sosyaldemokrat bir aydın olarak nitelendiriyor; ama yazılarından anlaşılıyor ki, o, aslında, bir PKK sempatizanı ve Kürt milliyretçisidir!

Diğeri de, sağ gösterip, sol elle tokadı yapıştıran, AKP şakşakçısı bir dönek!

Konumuz ama, Zülfi Livaneli. Bugün, onun bir kaç varsayımına değineceğim.

Bir-kaç hafta önce, Türkçe sözcüklerin güncel yaşamda yetersiz kadığını, yabancı sözcükleri kullanmayan birisinin, kendini, aslâ ifâde edemeyeceğini savunan, bir yazı yazmıştı.

Bu varsayım, tümüyle doğrudur. Amaaa...

Bir kez hovunu aldı ya; işte orada, saçmalamaya başladı! Örnekler verdi. Neymiş; 'sözcük' yapay üretilmişimiş. Oysa Arapça'dan gelen 'kelime' sözcüğü, dahâ açık ve anlaşılır bir kavrammış... mış... mış! Yine hovunu kesemedi ve 'kelâm' sözcüğünün, Türkçe karşlılığı yokmuş! Peki, Türkçe'deki 'söz' sözcüğü 'kelâm'ı9n bire-bir aynı anlamda değil mi? (Ayrıca, 'söz' sözcüğünün, tek bir anlamı yok.)

Sanırım, diğer bir yazısıydı; 'ukâlâ' sözcüğünün, 'akıl' sözcüğünün, çoğulu olduğunu bildiriyor ve Türkçe'nin, günümüzdeki durumundan yakınıyor.

Ben de, günümüzdeki yozlaşmış Türkçe'den (Arapperestleşmiş) yakınıyorum!

Ama ilginçtir ki, bir kişi, kaşısındaki kişiyi, fazla ciddîye almayınsca, ona "Ukâlâ!" diye seszenir. İlginçtir ki, bu durum, yeryüzündeki bir-çok dilde aynı biçimde evrilmiştir.

Örneğin halk Türkçe'sinde, "Akıllım!" diye karşılığı var. Ya da: "Aklını yesinler!" Ya da: "Çok bilmiş!^

Almanca'sı da, çok ilginç: 'Schlaumeier!' Yani 'kurmaz Meier'.

Beyefendi, 3 mart 2013 târihli yazısında, 2006 yılından alıntı yaptı:

'Ulus' kavramı, ortak idealleri, ortak sembolleri, ortak dil ve ortak bir kültürü anlatmaz mi?

Çüş yâni!

'Ulus, bir ülkenin (devlet), uyruğundaki insanların tümüdür.'

Her ulus, kendi özvarlığını, kendi yasalarında tanımlar.


Târih: 04.11.2016 | Tıklama: 47 | Bölüm: Televizyon, Gösteri ve Sinema Evreni



Bu bölümdeki tüm eklentilerim
- Hiciv Allâh, bir çarptı mı; tam çarpar! (20.03.2017)
- Beren Gökyıldız: Sömürülen bir yumurcak! (08.12.2016)
- Neden 'Ece'? (23.11.2016)
- Vedâ: Senaryo mu, yoksa...? (04.11.2016)
- Sözcük dağarcıkları (22.10.2016)
- Film ve TV dizilerindeki kişi adları (03.10.2016)
- Yeter: Asperger sendromlu ve şizoid bir hastanın serüvenleri! (13.05.2016)
- En güzel ünlüler (09.03.2016)




Öngörülen yazılarım
Fetih 1453 filmi
Târih, bu kadar mı çarpıtılır? 17 milyon TL, neden boşuna israf edildi?
Muhteşem Yüzyıl dizisi
Bu dizide, dönekliğin yobazlığını ve acımazlığını bire-bir görerbiliyoruz. Ayrıca siyaset şakşakçılığında en güzel örnek!

 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.