O günâhın yüküyle, hâlâ kıvranıyorum!
Bir-çok kez bildirdiğim gibi, son kez köyüme gittiğimde, onyedi yaşımdaydım.

Köyde kaldığım üç ay içerisinde, çocukluğumda koptuğum işlere, geri dönme fırsatım olmuştu. Sığırları, otlamaya çıkarıyordum; bahçe işleriyle uğraşabiliyordum; doğama, geri dönme olanağı yakalamıştım. Mutluydum; çok mutluydum!

Ama diğer yandan, saf köy erkeklerinin, aslâ göremeyeceği gerçeklerle karşılaşmıştım.

İster evli olsun, ister bekâr; köylü kadınların, bir çift güzel göze olan, tükenmez tutkularıyla tanışmıştım. Onbeşinden ellisine kadar, beni göze kestiren kadınlar, sanki rastlantı eseriymiş gibi, önümde bitiveriyorlardı. Ve sürekli, gözlerimin içinde kayboluyorlardı! Bakışlarıyla, beni soyup, yeniden giydiriyorlardı.

Ağabeyim ise, bu olayların, yalnızca birine ya da ikisine tanıklık etmişti.

Bir keresinde, o dönemlerde, yaklaşık yirmi yaşında olan bekâr bir kız, bana içtenlikli davranınca, abim, köy erkeği tavrıyla, konuyu fazla önemsemişti. Üzerimde, hemencecik gelecek planları yapmaya başlamıştı.

Bu durumun, bir ilk olmadığını, kendisine söylememiştim; ne gerek vardı ki!

Bir keresinde de, beni, çok eğlendiren bir gelişme olmuştu. Çok uzaktan akrabâm olan birinin karısı, akşama yakın saatlerde, yaşlı bir kadını ziyârete gidecekti. Dönüşte, karanlık basmış olacağı için, kendisine eşllik etmemi istedi. Onu kıramadım ve onunla gittim.

Akşamın geç satlerinde, yaşlı kadının evinden, ayrılmadan hemen önce, yalnız kalabilmeleri için, bir-kaç metre uzaklaştım.

Yaşlı kadın, "Kız! Sagın bi şey yapmiyasuğuz!" dedi; belirli bir gülümseme vardı yüzünde.

Kırklı yaşlardaki kadın, "O, dağa bi uşak!" diye yanıt verdi. Ama sesinde, 'O, ne yezık ki, dağa bir uşak!' diyormuşçasına bir ton vardı; yüzündeki ifâde de, aynen öyle söylüyordu.

Zifiri karanlıkta geri dönerken, gülmemek için, kendime, güçlükle egemen olabilmiştim.

O üç ay içerisinde, buna benzer çok gelişmeler oldu.

Ama bir de, öyle bir gelişme olmuştu ki...

Düşünün ki, çok katı biçimde dîndârsınız. Ve günün birinde, çok, ama çok büyük bir günâh işliyorsunuz! Yıllar boyunca, bu günâhın yükü altında eziliyorsunuz!

İşte ben, buna benzer bir durum yaşadım! Ve hâlâ, o günâhın ağırlığıyla kıvranıyorum!

Her nedense, öncesini ve sonrasını anımsıyorum.

En fazla onbeş sâniyelik bir anı...

Evli olan o genç kadın, onyedi ilâ ondokuz yaşları arasındaydı. Kocası, gurbetteydi.

Onun yaşıtları arasında olanların, belki de en güzeliydi. Tüm erkekler, onu kestiriyordu; ama onun, hiç biri umrunda değildi!

Dediğim gibi; öncesini ve sonrasını anımsamıyorum...

Onun kapısının önünde, dikilircesine duruyorduk.

Gözlerini, benim gözlerime odaklamıştı. Yüzündeki ifâde, apaçıktan da öteydi; kendisini, tümüyle bana teslim etmişti! Beni, öylesine istiyordu ki, bir 'köyde" olduğumuz bile, umrunda değildi! Kendisine, hemencecik orada sâhip olmamı, istercesine-bakıyordu!

Rûhûnun derinliklerindeki özlemleri, hiç de gizlemiyordu! Kendisiyle, onu parçalarcasına sevişmemi istiyordu! Kendisine, hemencecik orada saldırmamı istiyordu!

Benim uğruma, tüm kıvancını sıfırlamıştı! Yalnızca benden, bir tepki bekliyordu.

Oysa ben, hiç kıpırdamıyor, gözlerime bakabilmesi için, ona olanak sağlıyordum.

Bir ara tüm yüzüme, aynı ânda bakmıştı. Ardından da bakışlarını, dudaklarıma yöneltmişti. Ve yine gözlerime odaklanmıştı.

Kafamın içinde, yalnızca iki düşünce vardı...

Köylük ortamda, onun dedikodusunun yapılmasına, vicdânım elvermezdi!

Ayrıca; kocası, gurbette olan bir kadının, gebe kalma olasılığı, çok büyük bir rezâlet olurdu!

Her iki konuda da, yine yalnızca onun erdemini düşünüyordum. "Güzel kız! İkimizden birisi, mantıklı ve sağduyulu olmalı," diye düşünüyordum.

En az beş, en fazla ise on sâniye boyunca, elâ gözlerime odaklanmıştı; ben ise, kıpırdamaksızın, onun önceliğine odaklanmıştım; yeter ki, o mutlu olsun.

Yeterince baktığı kanısına ulaştığımda, gözlerimi, aşağıya çevirdim. Yeniden kaldırdım; bu kez ben, onun kahverengi gözlerine baktım.

"Gitmeliyim," dedim.

Arkama bakmaksızın, uzaklaştım.

Bir insanın, benim yüzümden üzüldüğünü bilmek, çok acı verici!

Keşke orada, biraz dahâ az mantıklı ve sağduyulu olsaydım da, o güzel kızı üzmeseydim!

Bu anım, tam otuzbeş yıldır belleğimi kurcalıyor! Ve hâlâ kâhroluyorum!

Ama geç gelen pişmânlıkların, hiç kimseye yararı olmamıştır!


Târih: 28.05.2017 | Tıklama: 115 | Bölüm: Yaşamımdan Kesitler


Öngörülen yazılarım
Dönemeç 1990
Türkiye'ye son olarak 1990 yılında gittim. Ve bir daha ayak basmamaya karar verdim. Sebeplerinin en önemli ögelerinden birini bilmek istemez misiniz?
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.org olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çoğulluğu, nâdir dostluklarımın, kalitesini yükseltir.